31 Mart Olayı

0

İT, Osmanlı’yı kalkındırmak, hasta adamı sağlığına kavuşturmak için acele ederken, Osmanlı’da emperyalist emelleri olan, fakat rekabetten aralarında uzlaşamayan, ellerini çabuk tutmazlarsa avlarını ellerinden kaçırabileceklerini gördüler. Onun için hemen harekete geçtiler. İngiltere, Hürriyetin ilanından 9 ay sonra İT’nin üstüne çullandı.

31 Mart Olayı (Rumî 31 Mart 1325, Miladi 13 Nisan 1909) bugün de sık sık adı geçen, yıldönümlerinde üzerine yazılar yazılan bir konudur. Olaya bu denli önem verilmesi, laiklik savunucularının bunu dinsel gericiliğin çok belirgin bir örneği olarak görmeleri ve bütün gericilik akımlarının tehlike ve kötülüklerini o olayla açıklamak istemelerinden ileri gelmektedir. Şunu hemen belirtmek gerekir ki, konumuz olan ayaklanmada parola, “Şeriat isteriz!” idiyse de, gerçekte, ayaklanmanın baskın niteliği, İngiltere’nin sıkı desteğini alan muhalefetin İttihat ve Terakki’ye karşı kalkıştığı, fakat kötü düzenlediği için ne olduğu pek belirmemiş, başarıya ulaşamamış bir askerî hükümet darbesidir. İsyan bayrağının Şeriat oluşu, bir dini sömürme olayından ibarettir. Olay, o zamanki iktidar mücadelesi içinde hayatî bir önem taşıyordu, zira Rumeli’deki ordulardan esaslı bir baskı gelince, meşrutiyeti hemen ilan eden ve böylece meşrutiyetin adamı oluveren Abdülhamit, ancak 31 Mart Olayı’nın bastırılması dolayısıyla tahttan indirilebilmişti. Böylece ve Abdülhamit’in yerine gelen Mehmet Reşat’ın zayıf bir kişi olması sayesinde, İttihat ve Terakki’nin iktidar olma yolunda dikilen en önemli engellerden biri kalkmış oldu.
Gerek ordudan tasfiye edilen alaylı subaylar, gerekse medrese öğrenciliği sıfatıyla artık askerlikten kaçamayan softalar, ayaklanmayı yapacak olan er ve erbaşları hemşerilik, eski komutanlık, din propagandası, ortak “halk kültürü” gibi silahlarla kolayca etkileyip harekete geçirebilecek durumdaydılar. Öte yandan, Kamil Paşa hükümetinin devrilmesinde İttihat ve Terakki’nin askeri baskısını ve muhalif gazeteci Hasan Fehmi’nin vurulmasında İttihat ve Terakki’nin silahını gören muhalefet, alaylı subaylara ve softalara, askerî isyanı başlatmak üzere gerekli komutu vermiştir. Zaten Hasan Fehmi’nin öldürülmesinin doğurduğu heyecan, bunun için elverişli bir ortam teşkil ediyordu. Muhalefete göre, daha önce subayların baskısına boyun eğen Mebusan, bu sefer er ve erbaşların baskısına boyun eğecekti. Basın yoluyla erlerin bu davaya kazanılması işi muhalefetin dinci ağzı olan Volkan gazetesinin sahibi Derviş Vahdeti’ye düşüyordu. Nitekim Mart ayının sonunda bu gazetede bazı erlerin, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nden yana ve İttihat ve Terakki’ye karşı mektupları çıktı. Bütün bu harekâtın hedefi, Rıza Nur’un öngördüğü, İttihat ve Terakki’yi İstanbul’dan söküp atmak ve Kâmil Paşa’nın sadaretini, Nazım Paşa’nın Harbiye Nazırlığını sağlamaktı. Arka planda, bu işe manevî ve belki maddî destek sağlayan bir güç olarak İngiltere duruyordu.
İlk ayaklanan, Hamdi Çavuş komutasında, Taşkışla’daki 4. Avcı Taburu oldu. Daha gece yarısında ayaklanan bu tabur, subaylarını tutukladıktan sonra, sabahın 4’üne doğru Ayasofya’da Mebusan’ın önünde toplandı. Bu sırada Hüseyin Hilmi Paşa hükümetinin tutumu Osmanlı ayaklanmaları için tipiktir: Ayaklanmayı elindeki üstün kuvvetlerle bastıracağı yerde (1. Ordu Komutanı Mahmut Muhtar Paşa, bastırma buyruğunu bütün gün boşuna beklemiştir) nasihatçılar bulmakla, nasihat yaptırmakla vakit geçirmiştir. Oysa bu sırada ayaklananlar kışla kışla dolaşıp yavaş yavaş başka birlikleri de saflarına çekmekteydiler.

Prof. Dr. Sina AKŞİN

Yazının tamamını Bilim ve Ütopya dergisinin nisan sayısında okuyabilirsiniz…

Share.