Boş

Toplam: 0,00 ₺

Ölümünün 400. yılında Shakespeare ve Çağdaş Okur: Sevmek ya da Sevmemek!

Kraliçe I. Elizabeth’in 1558 yılında İngiltere’de tahta geçmesi ile başlayan dönem, ülkenin hem siyasi hem sanat tarihinde büyük öneme sahiptir. Kraliçe’nin iyi örgütlenmiş ve planlı yönetimi altındaki İngiltere yükselişe geçer ve bu yükseliş, sanatın da gelişmesine olanak sağlar. Elizabeth Dönemi’nin siyasi açıdan sakin bir dönem olduğunu söylemek çok doğru olmayacaktır ancak hem matbaanın hem de ülkeler arası etkileşimlerin yaygınlaşması, sanat açısından daha huzurlu ve ilerlemeci bir dönem yaşanmasına zemin hazırlar. İtalyan Rönesansı’ndan etkilenen ve kraliyet tarafından da desteklenen tiyatro, tür olarak dikkate değer bir gelişim gösterir. Rönesans Dönemi olarak da adlandırılan bu dönemde İngiltere, önemli oyun yazarları yetiştirmiştir ve bu yazarlardan özellikle biri, zaman ve mekânın ötesinde bir “ölümsüzlüğe” sahip olmuştur: William Shakespeare.

1564 yılında İngiltere’nin Stratford-upon-Avon kasabasında vaftiz edilen yazar (doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir), 1616 yılındaki ölümüne kadar geçen süre içinde 34 oyun, 154 sone, anlatı tarzında 2 uzun şiir yazmıştır ve yazarı tam olarak bilinemeyen birkaç şiirin de sahibi olarak atfedilmektedir. Kariyerine komedi ve tarihi oyunlarla başladığı düşünülen Shakespeare, 1592 ve 1594 yılları arasında veba sebebiyle tiyatroların kapandığı dönemde şiirlerini yazmaya başlar. Sonrasında ise, günümüzde de büyük yankı uyandıran Hamlet, Kral Lear, Othello, Macbeth gibi trajedilerini yazmaya yönelir. Hayatına dair bulunan belgeler kesinlik taşımamakla birlikte, Shakespeare’in resmi bir yazarlık eğitimi olmadığı yönündeki deliller güçlüdür. Yani Shakespeare okullu değil “alaylı” bir yazardır. Bahsedilen kaynakların yetersizliği ve kesinlik taşımaması, bazı eleştirmenlerin “Shakespeare diye birinin olmadığını” ileri sürmesine yol açar. Ancak “Shakespeare tarafından yazıldığı düşünülen” eserler üzerinde yapılan tarihi ve dilbilimsel araştırmalar, oyun ve sonelerin en azından belli bir yazar elinden çıktığını ortaya koymaktadır ve sonuç olarak ismi Shakespeare olsun ya da olmasın, bu eserlerin varlığı edebiyat tarihinin en güçlü yazarlarından biriyle karşı karşıya olduğumuzu bizlere hatırlatmaktadır. Peki, aslında resmi bir tiyatro eğitimi bile olmayan bu yazarın “ölümsüzlüğü”nün sebebi nedir, neden bu kadar “sevilir” ya da neden bu kadar çok araştırmanın ana konusu olmuştur – ve de görünüşe göre olmaya devam edecektir?

Simla KÖTÜZ
Yazının devamı Bilim ve Ütopya Nisan sayısında...