Boş

Toplam: 0,00 ₺

Fidel: İki Asrın Muzaffer Devrimcisi

25 Kasım 1956 sabaha karşı, içinde Fidel, Raul, “Che”, Camilo, Juan Almeida dahil 82 devrimciyi taşıyan emektar “Granma” teknesi Meksika sularından ayrıldı. Tekne açık sularda yol almak için yetersizdi. 30 Kasım’da “Santiago de Cuba” kıyılarına varmaları gerekiyordu. Fakat yükü nedeniyle çok ağır seyrediyordu. Bu yüzden çıkartma ile eşgüdümlü başlaması gereken ayaklanma yarım kaldı. Plan açığa çıkmıştı. 2 Aralık gece yarısı Granma karaya oturdu. Yardım botu su aldığından mühimmatın bir kısmını çıkarabildiler. Üçüncü gün kuşatılmışlardı. Yoğun bombardıman altında dağıldılar. Yirmi biri orada hayatını kaybetti ve büyük kısmı ele geçirildi. Tekrar bir araya gelmeyi başardıklarında 12 adam ve sadece 7 silahları vardı. Fidel perişan durumdaki adamlarına baktı ve şöyle dedi: “İşte şimdi savaşı kazandık!”. Raul, yıllar sonra, o an abisinin delirdiğini düşündüğünü itiraf edecektir.
Tam 60 yıl sonra, yine bir 25 Kasım gecesi, Fidel Castro Ruz; 20. ve 21. yüzyılın yenilgi yüzü görmemiş devrimcisi, hayata gözlerini kapadı. 90 yaşına varmasına rağmen herkesin zihninde hala genç bir devrimci olan Fidel’e ölüm yakıştırılamadı. Yine de herkesin aklının bir yanında “Küba’ya ne olacak” sorusu vardı. Aslında bu soruyu yine kendisi “hiçbir şey” diye cevaplamıştı. Dediği gibi Küba’da hiçbir olağanüstü durum yaşanmadı. Halk onu gözyaşlarıyla uğurladı. Düşmanlarının dahi saygı duyduğu, böyle büyük bir lidere sahip oldukları için gururlandılar. Evet, Fidel artık aramızda değildi ama devrim kurumlaşmıştı. Fidel’in sağlığında olduğu gibi bundan sonra da çalışmaya devam edecekti. Ayrıca herkeste Fidel’in varlığının devamlılığına dair garip bir güven vardı.
Fidel gibi önemli tarihsel liderler fiziksel olarak bulunmasalar da politikada varlıkları sürer. “Che”yi yok edebilmişler miydi ki Fidel’i ortadan kaldırabilsinler? Bir defasında New York’a giderken, uçakta ABD’li gazeteciler bunca suikasttan nasıl kurtulduğunu, üzerinde çelik yelek mi olduğunu sorduklarında gülerek gömleğinin düğmelerini açmış, “üzerimde ahlak yeleğinden başka bir şey yok” demişti. Devrimci liderlerin toplumlar üzerinde yalnızca ideolojik değil etik etkileri de vardır. Bu etki uzun mücadele süreçlerinde liderliğin özenle koruduğu insani değerlerden gelir. Birlik ve dayanışmanın verdiği güçle kazanılan her muharebe özgürlük, eşitlik ve kardeşlik fikrini güçlendirir. Fidel’in etik zırhı sadece Küba için değil tüm insanlık içindir.
Fidel Castro, yarım asırdan uzun süre, tarihin en büyük emperyalist gücü ABD’nin 150 km uzağında, Küba’da devrime ve sosyalizme liderlik etti. Bu arada, onun ve Küba’da sosyalizmin yıkılmasını arzu eden, tam on ABD Başkanı geldi ve geçti. Fakat onun başka çağdaşları da vardı: Nehru, Nasır, Tito, Kruşçev, Olaf Palme, Ben Bella, Boumedienne, Arafat, IndiraGandhi, Salvador Allende, Chávez, HoChiMinh, Malcom X, Mandela… Neruda’dan Hemingway’e, Sartre’dan Marquez’e sayısız aydın ve sanatçıyla dostluk yaptı. Aslında O hepimizin arkadaşıydı.
Fidel, geride kalanlara belki de asırlar boyunca yetecek bir tecrübe bırakarak, altmış yıl sonra yeniden Granma’sına binip sonsuz ufuklara açıldı.

Özgür UYANIK

Yazının devamı Bilim ve Ütopya Ocak sayısında ...