Bize Ulaşın

     

Yeni veriler ışığında Hitit dini inanç ve adetleri

Dr. Binnur ÇELEBİ

Giriş
Din, insanlar ile insanın var olduğuna inandığı tanrılar arasındaki ilişkilerin tümüdür. Din, aynı zamanda insan hayatının hemen her sahasına giren sosyolojik bir olgu olup, çok sayıda insanı ortak bir inanç olarak etrafında toplayan bir oluşumdur(1). Genellikle inanç ve eylem modelleri, binyıllar boyunca dış etkenlere ya da değişen toplumsal ve ekonomik koşullara bağlı değişiklik ve eklemelerle oluşan bir birikimin sonucudur(2). Öte yandan, ne kadar ilkel olursa olsun, dinsiz ve büyüsüz bir halk olmadığı gibi, bu yeteneklerinin sık sık yadsınmasına karşın, bilimsel tutumu olmayan ya da bilimsiz ilkel bir halk da yoktur. Güvenilir ve yetkili gözlemcilerce incelenen her ilkel toplulukta, birbirinden net olarak ayırt edi­lebilen iki alan bulunmuştur: Kutsal Alan ve Dünyevi Alan. Bir diğer ifadeyle: Büyü ve Din Alanı ile Bilim Alanı(3).

Din, tapınma nesnesinin sınırlanmasıyla, sözgelimi “ruhlara tapma”, “ata kültü” ya da “doğa kültü” ola­rak betimlenemez. Din, animizmi, animatizmi, totemizmi ve fetişiz­mi kucaklasa da, tek başına bunlardan hiçbiri değildir. Malinowski’ye göre, dinin köken­lerindeki “-izm”li tanımlar terk edilmelidir, çünkü din, zaman zaman her şeyle ilgilenmesine ve her şeyi kutsayabilmesine karşın, herhangi bir nesnenin ya da nesneler sınıfının tutsağı değildir(4)

Bugün için yazılı dönemlerin dinini anlamamız mümkün olmasa da karşılaştırmalı etnoloji ve din tarihi yardımıyla kaba taslak bir rekonstrüksiyon yapılabilmektedir(5). Gerçek anlamları çoktan unutulmuş toplumsal yapıların, mitosların ve söylencelerin içinde barındığı köklü geleneklerle ilintili görülen dinsel uygulamaların ve panteonların kökleri ise konumuz olan Hititlerden çok daha eskiye, ata kültünün, çeşitli tanrı topluluklarının ve çeşitli ölü ritlerinin var olduğu Anadolu ve Suriye’nin neolitik kültürlerine kadar gidebilmektedir(6).

Dolayısıyla, MÖ II. binde Anadolu’da yaşamış olan Hititler de Anadolu inanç sisteminde bir etkileşime neden olmuştur. Çatalhöyük’ten tanıdığımız binlerce yıllık büyük ve yüce Ana Tanrıça, Hitit döneminde kavram olarak daha küçülmüş ve insani boyutlara indirilmiştir. Bunun yanı sıra çok sayıda erkek tanrı inanç dünyasında kabul görmeye başlamıştır. Ancak ana tanrıça inancı yine de içinde bulunduğu toplumda birtakım dinsel görevleri üstlenmeye devam etmiştir(7). Hititlerde oluşturulan bu yeni dini hiyerarşi içinde farklı tanrıça kimliklerine rağmen Baş Tanrıça unvanı ile Hepat, Çatalhöyük’ten itibaren tanıdığımız “Ana Tanrıça” geleneğini sürdürmüştür(8).

Hititler, Anadolu’ya geldiklerinde daha önceki Hurri, Hatti ve Luvi gibi yerli halkın birçok kültürel öğesini kabul etmiştir. Mezopotamya ve klasik kaynaklardan alınan analojiler dikkatle incelendiğinde, Hititlerin yazıyla birlikte bazı dini konsept ve uygulamaları da Babil’den devraldığı görülmektedir(9). Hititler, kendi kültürlerinden farklı kültürlerle ve zaman zaman fethettikleri halkların tanrılarıyla temas içinde bulunarak bir yandan, yerel kültlerin hayatta kalmasını hoşgörüyle karşılarken, öte yandan, yabancı tanrıları da benimsemişlerdir. Böylece, topraklarındaki farklı dinsel gerçekleri bir araya getirerek bir devlet kültü içinde birleştirmeye çalışmışlardır(10).

İncil, Kur’an ya da Tevrat gibi kutsal metinlerle içerimlenen resmi bir dini doktrinin ya da herhangi biçimde teolojik bir dogmanın olmaması, Hititlerin istedikleri yerden, siyasal ya da başka nedenlerle, yabancı kült ve tanrıları kendi içlerine almalarının önündeki engelleri de kaldırmıştır(11). Hititlerin, yabancı dinlere ve tanrılarına göstermiş oldukları bu hoşgörü ve tolerans daha sonraki Helen ve Roma dönemlerinde de karşımıza çıkmaktadır(12). Grek ve Roma Döneminde bilinen bazı tanrılar Anadolu’daki Hitit ve daha erken dönemine ait tanrılarla benzerlik göstermektedir(13).

Macgueen, imparatorluk din sisteminde ilginç bir biçimde Hint-Avrupalı öğelere pek rastlanılmamakla birlikte, Hititlerin beraberlerinde kendi tanrılarını da getirmiş olabileceklerini ifade ederek, bunun izlerinin resmi panteonda Ana Tanrıça’nın eşi durumunda olan, dağ tepelerinin şimşek getiren tanrısının bazı özelliklerinde görüldüğünü kaydeder(14). Oysa Ünal’a göre, Hititlerin kendi anavatanlarından getirdikleri bir tanrı tipi yok gibidir. Ünal, Hititçede tanrı anlamına gelen belki de yanlış olarak deus, Zeus ile mukayese edilen šiu-nun rolünün araştırmalarda abartılmakla birlikte din tarihi açısından yeni bir şey getirmediğini, Hitit tanrılarının ya yerli Anadolu ya da Mezopotamya kökenli yabancı tanrılardan oluştuğunu belirtir(15).
Çok tanrılı bir dine sahip olan Hitit panteonunun içinde diğer kavimlerin dinlerinden alınmış binlerce tanrı ve tanrıça yer almaktadır. Hititlerde, “Eski tanrılar” veya “ilk tanrılar” karuileš šiuneš olarak adlandırılmakta, aynı zamanda onlara “ikinci derecede tanrılar” anlamına gelen kattereš šiuneš de denilmektedir. Yerin tanrıları için de taknaš šiuneš ifadesi kullanılmaktadır. Hurriler sayesinde Mezopotamya kültüründen haberdar olan Hititler, bu tanrıları Akadça D A-NUN-NA-KE4 ve Sumerce ANUNNAKİ denen tanrılarla eşitliyorlardı(16).

Bu kadar karmaşık ve karışık tanrılar alaşımından oluşmasına rağmen, Hitit dini, Mezopotamya ve Grek-Roma dinleri ile sonraki tek tanrılı dinlerin aksine çok sade, dogma ve sofistike fikirlerden uzak, sade insanın bile günlük gereksinimlerini karşılayacak niteliklere sahiptir. Hitit dini çağdaş Mezopotamya ve Mısır dinlerinin aksine, insanların mistik dünyalara sürükleyecek, onları sürekli olarak anlaşılması güç felsefi, mistik veya teolojik düşüncelerle uğraştıracak dogma ve böylece kaderciliğe itecek unsurlardan yoksundur(17).

Hitit Devleti’nin tarihsel oluşumu çerçevesinde, Anadolu’nun yerli halkı olan Hatti halkının kültürleri ve tanrıları Eski Hitit Krallığı’nın Hattuşa’daki ilk tanrılar topluluğunu meydana getirmektedir(18). Hititlerin dinsel ve dünyevi metinlerinde kesin olarak saptanabilen en erken unsur Hatti etkisidir. “Arinna’nın Güneş Tanrıçası” (daha çok bir yer altı tanrıçası), “Hava Tanrısı” Taru (daha çok bir su tanrısı), “Güneş Tanrısı” Estan, “Savaş Tanrısı” Wurunkatte, “Taht Tanrıçası” Halmasuit, “Hattuşa Dahisi” İnara, “Kaybolan Tanrı” Telepinu ve daha pek çok önemli tanrı Hattilere aittir(19).

Ancak, 15. yüzyılda Hurrice bir şahıs adı olan Nikalmati, II. Tuthaliya’nın eşi olarak kral listelerinde görülmesiyle birlikte “Hitit Devlet Dini”nin bir şekilde Hurri etkisi altına girdiği düşünülmektedir(20). Söz konusu Hurrileşme sürecinin Şuppiluliuma dönemine gelindiğinde hız kazanmaya başladığı görülmektedir. 13. yüzyılda, büyük ölçüde III. Hattuşili’nin Hurrili eşi Puduhepa’nın etkisiyle, resmi din adeta “el değiştirmiş”, yüzyılın sonunda panteon tümüyle Hurrileşmiştir. Bunun en açık belirtisi, Yazılıkaya açık hava tapınağı kabartmalarında görülebilir: Hitit panteonundan derlenen tanrılar Hurri düzeninde sıralanmış ve Hurrice adlar almıştır(21). Hattuşa panteonu Orta Krallık Dönemi’nden başlayarak (MÖ 1450-1345) kapsamlı adak listelerinde yazıya dökülmüştür. Hitit devlet dininin Hurri tanrılarını, kült ve mitoslarını sahiplenmesiyle birlikte köklü biçimde genişlemiştir(22).

III. Hattuşili’nin karısı Puduhepa başrahibe rolüyle bütün Hitit dünyasının dini uygulamaları ve geleneklerine yeni bir bakış getirmiştir. Baş tanrılarının bazılarını özellikle Hitit tanrılarıyla bir tutarak Hurri muadilleriyle birleştirmiştir. Böylece, Hatti'nin büyük Fırtına Tanrısı’nın artık resmen Teşub'la eşitlendiği gibi, Hitit dünyasının başlıca kadın ilahı olan Güneş Tanrıçası Arinna da Hurilerin Güneş Tanrıçası Hepat'la eşitlenmiştir(23). Bu eşleştirmeye dair IV. Tuthaliya dönemine ait bir metinde şu sözler yer almaktadır(24): “Arinna’nın Güneş Tanrıçası, benim efendim; bütün ülkelerin kraliçesi. Sen Hitit Ülkesi’nde Arinna’nın Güneş Tanrıçası adını taşırsın sedir ülkesinde ise adın Hepat’tır.” Söz konusu eşitleme uygulamasının izine bu tarihten önce hiç rastlanmamıştır. Öte yandan, Hattuşili’nin Mısır ile yaptığı Kadeş Antlaşması’nın Mısırlı kopyasında tarif edildiği mühür üzerinde kraliçe Puduhepa(25), Arinna’nın Güneş Tanrıçası’nın kucağında gösterilmiştir. Bu yakın ilişki, Güneş Tanrıçası’nın isminin Hurrili Hepat’ı temsil ettiği varsayımıyla açıklanabilir(26).

Bu dönemde önemli tanrılar Hurri Hava Tanrısı Teşup, karısı Hepat ve kızkardeşi İştar ya da Ninova’daki adıyla Şavuşka sayılabilir. Artık devlet panteonu “Hatti ülkesinin bin tanrısı” kavramına yaklaşacak kadar büyümüştür. Hepat’a eskiden eşlik eden Şarruma ile diğer yerel tanrılar, yeni oluşan çiftin kızları ve oğulları durumuna geçmişlerdir. Böylece dağınık bir tanrılar grubundan, Hatti ülkesinin Hava Tanrısı’na dayanan bu tanrısal aile, bir tanrılar sistemi oluşturmuştur. Bu tür düzenlemeler ve bağlantılarla rahipler hemen hemen içinden çıkılamayan bir tanrılar topluluğu sistemi yaratmaya çalışmışlardır(27).

Ancak Ünal, “Bin Tanrılı” Hitit panteonu deyimini biraz abartılı bulmaktadır. “Bin Tanrı” (LİM DINGIRMES) deyiminin metinlerde, özellikle mektup, antlaşma, ayinler ve büyü metinlerinde “tüm tanrılar, binlerce tanrı” anlamında kullanıldığını, metinlerde bin tanrının hepsinin de adlarının yazılmadığını, tanrı sayısının bu kadar kabarık olmasında kuşkusuz, birçok nesne eşyanın tanrılaştırılmış olmasından kaynaklandığını belirtmektedir. Ayrıca Ünal, birçok tanrının da tam bir tanrı statüsüne sahip olmadığını, metinlerde geçen tanrı sayısının ise sadece 600 adet olduğunu ileri sürmektedir(28).

DİPNOTLAR
1) Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu 2, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2003, s. 74.
2) James Galloway Macqueen, Hititler ve Hitit Çağında Anadolu, (Çev. Esra Davutoğlu), Arkadaş Yayınları, İstanbul, 2001, s. 122.
3) Bronislaw Malinowski, Büyü, Bilim ve Din, (Çev. Saadet Özkal), Kabalacı Yayınları, İstanbul, 2000, s. 70.
4) Malinowski, 2000, a.g.e., s. 30.
5) Ünal, 2003, a.y.
6) Leoparlarla bağlantılı bazı dişil figürler ya da Çatalhöyük’te duvar resimlerinde tasvir edilen leopar postlarına bürünmüş avcılar Hitit geleneklerinde yaşamaya devam etmişlerdir. Yazılıkaya betimlerinde, Orta Krallık Dönemi’nden beri Hitit panteonunun en büyük tanrıçası sayılan Hepat, leoparlarla birlikte görülür. Hitit dinsel törenlerindeki Şamanist öğeler arasında yer alan leopar adamların avcı kastının, av geleneklerinin ya da transa geçmiş sağaltıcıların kökleri olasılıkla tarih öncesi bazı kültür evrelerinde bir takım uygulamalara kadar dayanmaktadır. Bkz. Volkert Haas, “Hitit Dini”, Hititler ve Hitit İmparatorluğu, Bin Tanrılı Halk, Almanya, 2002, s. 438. Bu neolitik geleneğin daha sonraki dönemlerde Kibele ve Artemis gibi Ana Tanrıça tasvirlerinde de devam ettiği görülmektedir. Ana Tanrıça Kibele’nin yırtıcı hayvanlarla tasviri onun kudretli imajını güçlendirirken aynı zamanda onun insanlığa yararlı bir şahsiyet olduğu da gösterilmek istenmiştir. Bkz. Lynn E. Roller, Ana Tanrıça’nın İzinde, Anadolu’da Kybele Kültü, (Çev. Betül Avunç), İstanbul, 2004, s. 120.
7) Şengül G. Aydıngün, “Kentleşme ve Tunçun Keşfi, İlk Tunç Çağının Kutsal Bedenleri”, Tunç Çağının Gizemli Kadınları, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005, s. 81.
8) Edibe Uzunoğlu, “Tarih Öncesinden Demir Çağ’a Anadolu’da Kadın”, Çağlar Boyu Anadolu’da Kadın, Anadolu Kadınının 9000 Yılı, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1993, 23 vd.; Hans Gustav Güterbock, Hittite Religion-Forgotten Religions, (Ed.) Vergilius Ferm, (Separate Printing), Philosophical Library, New York, 1950, p. 90-95.
9) Güterbock, 1950, a.g.e., p. 84-85.
10) Stefano De Martino, Hititler, (Çev. Erendiz Özbayoğlu), Dost Yayınları, Ankara, 2003, s. 90.
11) Trover Bryce, Hitit Dünyasında Yaşam ve Toplum, (Çev. Müfit Günay), Dost Kitapevi, Ankara, 2003, s. 152.
12) Ekrem Akurgal, The Hattian and Hittite Civilizations, Republic of Turkey Ministry of Culture, Ankara, 2001, p. 121.
13) Güterbook, 1950, a.g.e., p. 84
14) Macqueen, a.g.e., s. 123.
15) Ünal, 2003, a.g.e., s. 75-76.
16) Fatma Sevinç, Hititlerde Ölülere ve Yeraltı Tanrılarına Sunulan Kurbanlar, Tarih (Eskiçağ Tarihi) Anabilim Dalı, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (basılmamış doktora tezi), Ankara, 2007, s. 95-96.
17) Ünal, 2003, a.g.e., s. 77-78.
18) Haas, a.g.m,, s. 438.
19) Macqueen, a.g.e., s. 123.
20) Oliver R. Gurney, Some Aspects to Hittite Religion, London, 1977, p. 13.
21) Macqueen, a.g.e., s. 124. Hitit kralı IV. Tuthalya’nın Yazılıkaya’da inşa ettirdiği Hurri adları taşıyan ve Hurri sistemine göre dizilen 71 tanrı ve tanrıça vardır. Bkz. “Yasemin Arıkan, Hitit Dini Üzerinde Bir İnceleme”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi, Sayı 365, Ankara, 1998, s. 278; Hurrice tanrı ve tanrıça isimleri için bkz. Gurney, 1977, a.g.e., p. 24.
22) Haas, a.g.m., s. 439.
23) Bryce, a.g.e., s. 152. Hurri adı taşıyan Hepat Yazılıkaya’nın (No:43) baş kadın tanrısıdır . Yazıdaki üç işareti he-pa-tu diye okunması gerekmektedir. Bkz. Hans Gustav Güterbock, “Eti Tanrı Tasvirleri İle Tanrı Adları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Belleten XXVI (Ayrı Basım), Ankara, 1943, s. 273-293.
24) Sedat Erkut, “Hitit Çağının Önemli Kült Kenti Arinna’nın Yeri”, Hittite and other Anatolian and Near Easten Studies in Honour of Sedat Alp, Ankara, 1992, s. 159-167.
25) Büyük Hitit İmparatorluğu Çağı Hitit Kraliçelerinin hemen hepsinin adları gibi Puduhepa da Hurrice tanrı adı saklayan teofor bir isimdir, pudu- kelimesinin henüz adı bilinmeyen Hurice bir fiil kökü olup, isminin ikinci elamanı ise Hurrilerin baş tanrıçası Hepat’ın adını ihtiva etmektedir. Bkz. Muhibbe A. Darga, Eski Anadolu’da Kadın, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No:2033, İstanbul, 1984, s. 41.
26) Oliver R. Gurney, Hititler, (Çev. Pınar Arpaçay), Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 2001, s. 121.
27) Haas, a.g.m., s. 439.
28) Ünal, 2003, a.g.e., s. 76.

Yazının tamamını Bilim ve Ütopya'nın Temmuz 2017 sayısında okuyabilirsiniz...